AİLE DİZİMİ NEDİR?
Çok sık kullanırım bir cümle vardır: “Bizler, bize ait sandığımız kaderler yaşıyoruz”.
Elbette bunu bana fark ettiren ve her defasında hayranlık duyduğum, ilk ve tek sistem Aile Dizimidir.
Aile dizimi Bert Hellenger’in keşfettiği ve geliştirdiği, içerisinde derin bir psikoloji bilgisi barındıran, 1990 yılında ortaya çıkan ve soy ağacı hipnozlarımızı görmemizi saglayan bir çalışmadır.
İlk başta dediğim gibi; bizler, bize ait olduğunu sandığımız kaderi yaşayıp duruyoruz…
Biraz daha açalım; ne demek bu?
Bizler; kuşaklar öncesinden başlayarak, aile köklerimizde bulunan diğer aile bireylerimiz ile görünmez bir bağ ile birbirimize bağlıyız. Bu bağ, bizlerin yaşamış olduğu ve adına kader diyebileceğimiz olayları yaşamamıza sebebiyet verebiliyor. Yani biraz daha açarsak; aile köklerimizde kuşaklar öncesinde bile yaşanan olaylar, bizlerin bugünkü hayatını etkileyebiliyor. Bizler nasıl ki göz renklerimizi veya hastalıklarımızı büyüklerimizden genler yoluyla alıyorsak; aile içerisinde yaşanan olumsuzlukları da DNA’larımızda barındırıp, onların yaşadıkları travmalarının etkilerini sahiplenebiliyoruz.
Aile köklerinde yaşanılan ani ve travmatik olaylar, yaşanılan tacizler, ölümler, intiharlar, kürtaj bebekler aile sisteminde bozulmalara yada aile diziminde kopukluklara neden olabiliyor.
Aile dizimindeki bu bozulmalar, gelecek kuşaklardaki aile üyelerinin kaderlerini derinden etkiliyor ve böylelikle bahsettiğim durum ortaya çıkıyor: “Bizler, bize ait olmayan kaderleri yaşayıp gidiyoruz”.
Peki, bu bozulmalara ve sistemin kopmalarına neden olan olaylar nedir?
Aile soyunda olan;
• Cinayetler
• İntiharlar
• Ani ölümler
• Aldatılmalar
• İsteksiz/ gönülsüz birliktelikler
• Terk edilmeler
• Tecavüz, tacizler
• İşkenceye maruz kalmalar
• Boşanmalar
• Evlilik dışı çocuk sahibi olmalar
• Düşük yapmalar
• Kürtajlar
• Evlatlık verilmeler
• Aileden redler
• Göçler
• Hak yemeler gibi…
Bütün bunlar aile dinamiğinin bozulmasına sebebiyet verir.
Şimdi; bizim sandığımız kaderi yaşarız, kısmına birkaç örnek verelim:
Mesela diyelim ki; ata sisteminizde, büyük dedelerden biri, bir cinayet işlerse ve bu cinayetin suçluluk duygusu, nesillerde alt soylara aktarılarak, depresyon veya panik atak olarak kişide kendini gösterebilmektedir. Veya aile sisteminde biri cinayete kurban giderek, sistemi dengelemek isteyebilir. Yani; kişi büyük dedesinin yaptığı bir suçun bedelini, dedesini hiç görmemiş olsa da kendisi ödemek isteyebilir.
Başka bir örnekte ise; babanız veya annenizin, evlilikleri öncesinde ilişki yaşadığı kişi tarafından aldatılmış veya yarım kalan, kavuşamadığı bir ilişkisi olmuş. Annenin veya babanın yaşadığı bu duygu durumu yoğun, acı dolu deneyim bizlere bu duygu ne/nasıl geçebiliyor? Annenin veya babanın duygusunu taşıdığımızın farkında olmadan; ilişkilerimizde hiçbir zaman karşı cinse güven duygusunu geliştiremiyor, hep şüphe duygusu ile yaşayabiliyor ya da ilişkilerimizde hep yarım bırakılabiliyoruz.
Son bir örnek daha verelim: Bir kişinin sürekli olarak yaptığı veya giriştiği her işte iflas etmesi, sürekli bir borç enerjisinde olması, üst nesillerdeki atalarının, birinin hakkını yediği gibi olaylar neticesinde bize, iflas veya para kaybı olarak yansıyabiliyor.
Yaşadığımız maddi zorluklar, iş- meslek -kariyer hayatımızdaki zorluklar, işlerinde hak ettiğini alamama, iş yerinde yeteri kadar görülmeme veya iflas etmesi de yine aile sisteminde yaşanmış olan, olumsuz olayların bulunabileceğine işaret ediyor.
Yani, bizim sandığımız duyguları kader diye yaşarız…
Aile sitemimizde, akışı kesen bu etkilerin olup, olmadığını bilemeyebiliriz; bu çok normaldir. Ama çalışma içerisinde, bütün bunları görebilmemiz ve cevaplar bulabilmemiz mümkündür.
Kısacası; en başta dile getirdiğim gibi; bizler ata sistemimize görünmez bağlar ile bağlıyız…
Yorum Ekle
Email Adresiniz Yayınlanmayacak. Yıldız, ile işaretli alanlar zorunludur.
Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş! Hemen Yorum Ekleyin!